Trump’ın Ticaret Savaşı

13 Ocak 2020

ABD - Çin Ticaret Anlaşmasının İlk Aşaması 15 Ocak'ta

Trump’ın Ticaret Savaşı


Dünya ekonomileri içerisinde serbest piyasa ekonomisinin en büyük örneği olarak kabul edilen ABD’de özel sektörün ekonomideki payı en üst seviyedeyken, kamunun payı da ekonomi içerisinde en az olan ülkedir. Ancak 2016 seçimlerinde Clinton karşısında seçim yarışına giren Trump’ın en çok üzerinde durduğu seçim vaatlerinden biri Çin’e uygulayacağı gümrük tarifeleriydi. Nitekim seçim sonrasında da Trump’ın bu vaadini fazlasıyla yerine getirdiğini gördük. Gelinen aşamada yeni bir başkanlık seçimi yaklaşırken Trump, Çin’e karşı 2018 yılının başında uygulamaya başladığı tarifelerde bir indirime gitmek için 15 Ocak’ta bir ticaret anlaşmasının ilk aşaması imzalanacak. Anlaşma Çin’e tarımsal ürünlerde zorunlu bir alım yükümlülüğü getirirken, anlaşmanın ikinci aşaması için Trump’ın Kasım 2020 seçimlerinden sonrayı işaret etmesi, ticaret anlaşması konusunda kuşkuları arttırdı.

ABD ve Çin arasında yaşanan bu ticaret gerilimi literatürde “Ticaret Savaşları” olarak bilinmektedir. Ticaret savaşlarının temelinde bir dış ticaret uygulaması olan korumacılık politikaları yer almaktadır. Ülkeler dış rekabetten korunma, ekonomik kalkınma, dış ödeme dengesizliklerinin giderilmesi vb. gibi birçok nedenle dış ticaret politikası uygulayabilir. Bu kapsamda uygulanan korumacı politikalar ise ithalatı düşürme, yerli üreticiyi koruma, ulusal güvenlik gibi nedenlere dayanabilmektedir. Korumacılık politikaları kapsamında ise gümrük tarifeleri, miktar kotası, döviz kuruna müdahale gibi uygulamalar yer almaktadır.

Korumacılığı Savunanlar ve Karşı Çıkanlar

Ticaret savaşları yada ticaret savaşlarının en önemli silahı diyebileceğimiz korumacılık politikaları son dönemde gündemden düşmese de aslında geçmişi 16. yüzyılda uygulama alanı bulan Merkantalizm’e kadar gitmektedir. Korumacılık politikarının daha çok kriz dönemlerinde uygulama alanı bulduğu bir gerçek. 1929 Büyük Buhranı, 1970’li yıllarda yaşanan Petrol Şokları ve Bretton Woods Sistemi’nin dağılması korumacılık uygulamalarının zirve yaptığı dönemler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tarihsel olarak geçmişi çok eskilere dayanan korumacı uygulamalar kriz dönemlerinde yaygın olarak uygulama alanı bulmakla birlikte korumacı politikaların karşısında olan görüşler de söz konusudur. Ulusal güvenlik, bebek endüstri tezi, dış ödemeler dengesinin iyileştirilmesi nedeniyle korumacı politikarı savunanların aksine, bu uygulamara karşı çıkanlar refah kaybı, kaynak isafı gibi nedenleri ileri sürmektedir. Korumacı uygulamalara karşı çıkanların ileri sürdüğü temel görüşler arasında bu tür uygulamaların işsizliği azaltmadığı ve ulusal güvenlik için bu uygulamaların yanlış olduğu da yer almaktadır.

Trump’ın Ticaret Stratejisi

Ekonomik krizle karşılaşan ülkeler ekonomik büyümenin yavaşlaması ve bunu kendi iç dinamikleriyle çözemedikleri durumda korumacılık uygulamalarına başvururlar. Bunun temel sebebi büyüme hızının yavaşladığı bir ekonomide tüketim harcamalrı düşer, tüketim harcamalarındaki azalma üretim tarafında yatırımların azalmasına neden olur. Böyle bir ortamda vergi gelirlerindeki düşmeye bağlı olarak hükümet harcamalarının da artırılamadığını varsayarsak geriye bir tek ihracatı artırıp, ithataltı azaltmak kalır. Bu da korumacılık politikalarını gündeme getirmektedir. Ancak Trump 2016 yılında seçildiğinde ABD ve dünya ekonomisi görece krizden çıkmış bulunmaktaydı. Nitekim daha 2015 Aralık ayında FED faiz artırımlarına başlamıştı bile.

Trump’ın Çin’e karşı başlattığı Ticaret Savaşı’nın temelinde ise ABD’nin cari açığındaki en büyük payın Çin’e ait olması ilk sırada yer almaktadır. Bir diğer neden olarak ise Çin’in gelecekte dünyanın en büyük ekonomik gücü olacağı korkusunu söyleyebiliriz.

Ticaret Savaşları Negatif Toplamlı Bir Oyun

Korumacı uygulamalarla ticaret kısıtlamalarına gidilmesi diğer ülkeleri de benzer uygulamalara iteceğinden iki ülke arasında başlayan ticaret savaşının küresel bir ticaret savaşına dönüşerek dünya ekonomisini ve refahını olumsuz etkileme olasığı söz konusudur. Diğer yandan bu tür uygulamaların dış ticaret maliyetlerini arttırıdığı da bir gerçektir.

*RİSK UYARISI:

2019 yılı 4.çeyrek dönemi itibariyle kâr eden müşteri oranı %39 zarar oranı: %61'dir. Forex piyasası kaldıraçla çalışan bir yatırım piyasasıdır, dolayısıyla yüksek seviyelerde risk içerir. Kazanç fırsatı sunduğu gibi, ciddi kayıplara yol açabilir. Yatırdığınız tutarı kaybetmenize neden olabilir. Forex, her yatırımcı için uygun bir piyasa olmayabilir. Piyasanın içerdiği riskleri tam olarak anladığınızdan emin olunuz. Kaldıraçlı işlemlerde kaldıraç oranı azami 10:1 olarak uygulanır. InvestAZ Menkul Değerler A.Ş. ürün ve faaliyetleri ile etkinliklerinden sizleri haberdar etmek için iletişime geçebilir.