Saxo Bank: Enflasyon Geri Geliyor

02 Kasım 2016

Saxo Bank Makro Strateji Müdürü Christopher Dembik, 2016 yılı Kasım ayı hakkındaki makro değerlendirmesini, "Ekonomik durum yavaş yavaş normale dönüyor." sözleriyle özetledi.

Saxo Bank: Enflasyon Geri Geliyor

Ünlü analist hâlâ dikkatlerin rekabetçi devalüasyonlara çevrili olduğuna işaret ederek, İngiltere, Euro Bölgesi ve Çin'in, global piyasa paylarını ve enflasyonu artırabilecek zayıf paralarıyla oldukça rahat göründüklerini belirtti.

Basın açıklaması şöyle:

Saxo Bank Makro Strateji Müdürü Christopher Dembik, 2016 Kasım ayı değerlendirmesine global enflasyonun dünya çapında yükselen emtia fiyatları, rekabetçi devalüasyonlar (ithal enflasyon) ve küçük çapta artan gayrimenkul fiyatları nedeniyle, ani ve sert bir yükselişin eşiğinde olduğunu belirterek başladı. Christopher Dembik kapıyı çalmak üzere olan enflasyonun artışı ile ilgili yorumunu şöyle sürdürdü:

"Enflasyonun arkasındaki ana itici güç, hiç kuşkusuz, yaz başından itibaren yükselmeye başlayan emtia fiyatları. Emtia fiyatları 2016 Eylül'de 2015 Eylül'üne göre %2,3 arttı. Enflasyonun hesaplanmasında önemli bir rol oynayan petrol fiyatları ise geçen Ocak ayında dip noktasına ulaştıktan sonra yaklaşık %55 arttı. Son yıllarda petrol sektörüne yapılan yatırımların, üretim kapasitesini ve üretim seviyesine ilişkin OPEC anlaşması olasılığını tedricen zora sokacak şekilde azalması nedeniyle, fiyat artışının önümüzdeki aylarda da devam etmesi bekleniyor. İki hafta önce Suudi Arabistan'ın ilk uluslararası tahvil satışının başarısı -ülke 17,5 milyar dolar gelir elde etti-, ülkeyi piyasadaki taşkını azaltmak için işbirliğine yönlendirebilir, çünkü nasılsa sisteme para getirmenin yeni (ucuz) bir yolunu bulmuş oldular. Eğer böyle olursa, daha yüksek enflasyonla sonuçlanabilecek sürdürülebilir bir petrol anlaşmasının kapısı açılabilir.

"Euro Bölgesi'nde, yükselen petrol fiyatları kaçınılmaz biçimde harmonize tüketici fiyat endeksinde bir artışa neden olacaktır. Tarihsel olarak, Euro Bölgesi'nin petrol fiyatındaki yıldan-yıla değişimden ciddi biçimde etkilendiğini biliyoruz. Enflasyon petrol fiyatı ile yüksek korelasyona sahip ise -ki böyle olmadığı ortada- eğer petrol fiyatı varil başına 60 ABD dolarında kalırsa önümüzdeki yıl enflasyon %2,3 civarına çıkabilir. Bunun olmayacağı güvenli şekilde söylenebilir, fakat enflasyonun yönü çok açık. Petrol fiyatları varil başına 40 ABD dolarının altına düşse bile, önümüzdeki yıl enflasyon önemli ölçüde hızlanabilir.

"Enflasyona ilişkin çok pozitif bir sinyal, üretici fiyat endeksinin son zamanlarda tekrar pozitif bölgeye döndüğü (Eylül'de +%0,1) Çin'den geliyor. Eğer bu trend Ekim'de de devam ederse (PPI verileri 9 Kasım'da yayınlanacak), bu Çin'in nihayet deflasyondan çıktığı anlamına gelir. Deflasyonun dünya çapındaki en büyük ihracatçısı olan Çin -neredeyse bir günde- bir enflasyon ihracatçısı haline gelecek, bunun da enflasyon dinamikleri ile ilgili önemli global sonuçları olacak."

Birçok ülkede enflasyon beklenenden yüksek çıktı

Yüksek emtia fiyatları ve kur devalüasyonunun bir sonucu olarak, son haftalarda birçok ülkede enflasyonun beklenenden daha yüksek çıktığını belirten Ünlü Analist Dembik, bu konuda da şunları söyledi: "Yeni Zelanda'da tüketici fiyat endeksinin üçüncü çeyrekte bir önceki yıla göre yüzde 0,2 artması (konsensüse göre %0,1) NZDUSD'yi piyasada geçici olarak yükseltti. İngiltere'de tüketici fiyat endeksi, sterlinin yerli üreticilerin ithalat maliyetlerini yukarı iten şekilde düşmesi nedeniyle, Ağustos'taki %0,6'dan Eylül'de %1'e çıktı. Enflasyonist baskılar hakkındaki piyasa kaygılarının şu an için oldukça abartıldığını düşünüyoruz. İngiliz hükümetinin düşük GBP kuruyla ilgili oldukça rahat olduğu, çünkü bunun ihracata yardımcı olduğu, hisse senedi piyasasına destek ve yerli üreticilere yabancı üreticilerin aleyhine rekabet avantajı sağladığı aşikâr görünüyor. Düşük sterlin İngiltere Merkez Bankası'nı daha fazla uyum gösterebilir tedbirleri azaltmaya itmemelidir. Bu nedenle, Kasım'da GBP'nin değer kaybetmesini ateşleyecek ve bunun sonucunda ithalat fiyatlarını artıracak bir başka faiz indirimi için hâlâ yeterli fırsat olduğunu düşünüyoruz."

Ayrıca, Avrupa'da emlak fiyatlarındaki artışın da daha yüksek temel enflasyonun nedenlerinden biri olduğunu belirten Saxo Bank Makro Strateji Müdürü, devamında şöyle konuştu: "İspanya'da emlak fiyatları hâlâ kriz öncesi fiyatların %30 altında, fakat çekirdek ülkelerde emlak fiyatları, -bazen oldukça sert biçimde- tırmanmaya devam ediyor. Almanya'da fiyatlar %30 yükselirken, İskandinav ülkelerinde, Norveç'te +%57 ve İsveç'te +%70 olmak üzere yukarı fırladı.

"Temel enflasyondaki artışın ekonomik büyümeye negatif bir etkisi olacak, fakat aşırı borçlu olan ve şimdi daha yüksek bir sermaye maliyetiyle karşı karşıya kalan ekonomik oyunculara da (özel ve kamu) biraz rahatlama sağlayacak. Piyasa için vekil görevi yapan uzun vadeli ABD faiz oranları son Temmuz'dan beri net bir değer artışı yaşadı. Bu dönemde, 10 yıllık ABD tahvilinin getirisi 37 baz puan, 20 yıllık ABD tahvilinin getirisi 46 baz puan ve 30 yıllık ABD tahvilinin getirisi 38 baz puan arttı. Bu artış oranların bir dibe ulaştığını ve şimdi normal seviyelere çıkmakta olduğunu gösteriyor. Bu şimdilik bir sorun teşkil etmiyor, çünkü reel olarak ABD faiz oranları çok cazip (ve düşük) seviyelerde duruyor."

ABD: Ufuk biraz daha aydınlık görünüyor

Global enflasyon açıklamalarının ardından, bölgesel yorumlara geçen Christopher Dembik ilk olarak ABD hakkındaki görüşlerini şu sözlerle ifade etti: "ABD'de son birkaç hafta içinde -birkaç ay önce önemli bir kaygı oluşturan- politik risk ciddi biçimde azaldı. Avrupa'da, İspanya nihayet yeni bir hükümete kavuştu. Fakat PP (Halk Partisi) yeterli sandalyeye sahip olmadığından, (PP toplam 350 sandalyenin sadece 137'sine sahip), kanunları parlamentodan geçirmek için Ciudadanos (Vatandaşlar Partisi) ve PSOE (İspanya Sosyalist İşçi Partisi) ile ortak bir zemin bulması gerekecek.

"Ancak, piyasanın tanımladığı esas risk, ABD başkanlık seçiminin sonucuna ilişkin. Şimdiye kadar, RealClearPolitics tarafından yapılan ulusal kamuoyu anketlerinin ortalamaları Demokrat Aday Hillary Clinton'un %48,6 ile %42,1 oy alabilen Trump'a göre önde olduğunu gösteriyor. Ayrıca, bu yıl çok çekişmeli üç eyaletten (Florida, Pensilvanya ve Ohio) ikisinde Hillary Clinton açıkça önde. Florida'da oyların %47,4'ünü, Pensilvanya'da ise %47,8'ini alıyor. Sadece, oyların %46'sını aldığı Ohio'da %46,5 alan Trump'ın arkasında. Bu eyalette Cumhuriyetçi Aday Trump'ın liderliği oldukça sınırlı ve hata payına tekabül ediyor. Bu koşullarda Hillary Clinton'un zaferi çok büyük olasılık. Ancak, bir demokratik dalga henüz kesin değil. Demokratların ABD Senato'sunun kontrolünü tekrar ele geçirmeleri bekleniyor. Fakat Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçilerin elinde kalacak. Bu da yılsonunda borç tavanı üzerinde yeni bir yumruk kavgasına yol açabilir."

Batı Avrupa: Her şey döviz kuruna bakıyor

Dembik'e göre Euro Bölgesi'nde en son göstergeler reel bir ekonomik iyileşmeyi doğruluyor. Dembik bu konuda da şunları söyledi: "2016 Ekim'de Euro Bölgesi Satın Alma Yöneticileri Endeksi, beklentileri aşarak 53,7'ye, konsensüse göre 52,8'e ulaştı. Almanya'nın çok iyi bir ikinci yarıyıl sonucu olarak 2016'da ABD'den daha güçlü bir GSYH görmesi bekleniyor. Bütün Alman göstergeleri, -ZEW (Avrupa Ekonomik Araştırma Merkezi), Ifo (Bilgi ve Araştırma Merkezi) ve PMI [Satın Alma Yöneticileri Endeksi])- anlamlı şekilde yüksek.

"Euro Bölgesi'nin iyi performansı ECB (Avrupa Merkez Bankası) tarafından uygulanan uyumlu para politikasının sonuçlarıyla bağlantılı. ECB'nin son basın toplantısında Mario Draghi para politikasının gelişimiyle ilgili bir ipucu vermemiş olmasına rağmen, euroyu ABD doları karşısında çok daha aşağı -yaygın olarak merkez bankası için çok rahatlatıcı olarak tanımlanan- bir seviyeye itmeyi başardı. Parasal genişlemenin Mart 2017 ötesine olası uzatılması ve yeni uyumlu tedbirler getirilme olasılığı (son ECB kredi araştırması göz önüne alındığında mevduat faizlerinin daha fazla indirilme olasılığı oldukça düşük)dikkate alındığında, Euro Bölgesi reel efektif döviz kurunun (REER) önümüzdeki aylarda daha da düşerek 2015'teki en düşük noktaya yakın seviyelere gelmesi bekleniyor. Daha düşük euro döviz kuru muhtemelen dolar endeksinin devam eden değer artışı tarafından vurgulanacak."

APAC (Asya-Pasifik): Çin yuanı ana risk olmaya devam ediyor

Ünlü Analist Dembik'e göre yuanın istikrarı için yenilenmiş kamusal mutabakata rağmen Çin, parasını daha fazla devalüe etmek amacıyla ABD'deki seçim süresince hüküm süren politik boşluktan yararlanıyor. Dembik, Asya - Pasifik bölgesini de şu sözlerle değerlendirdi: "CNYUSD paritesi şu anda son altı yılın en düşük seviyesinde sabitlenmiş durumda. Devalüasyonun Şubat 2017 başına kadar geçici olarak hızlanacağı kanaatindeyiz. Önümüzdeki yılın içinde parite tedricen 7,00 seviyesine ulaşacak. Çin yetkilileri CNH (Çin Offshore yuanı) ile CNY (Çin yuanı) arasında, yılbaşından beri olduğu üzere, çok dar bir spreadi muhafaza etmek istiyor gibi görünüyor, bu da daha sık kur müdahaleleri anlamına gelir. Bu yıl, yuan devalüasyonu oldukça sorunsuz yürüdü, ancak 2015 Ağustos'unda olduğu gibi büyük ve hızlı bir devalüasyon riski, -özellikle eğer ülkenin döviz rezervleri IMF tarafından belirlenen 2800 milyar ABD doları eşiğinin çok yakınına kadar düşerse (Eylül'de 3166 milyar ABD doları civarındaydı)- orta vadede büyük olasılık taşıyor. Bunun global sonuçları sterlin devalüasyonundakinden çok daha büyük olur. Bu, özellikle petrol piyasasında daha düşük emtia fiyatlarına yol açabilir, bu nedenle enflasyonun gelişimi için önemli bir risk oluşturabilir. Bizim görüşümüze göre bu, global ekonomi için ana risktir."

CEE (Orta ve Doğu Avrupa)-Rusya: Rublenin daha fazla devalüasyonu

Sıfıra yakın global etki ile olsa bile kur devalüasyonunun Rusya'da da eli kulağında olduğunu belirten Christopher Dembik, önümüzdeki iki ayda rublenin ABD dolarına karşı %10'a yakın değer kaybedeceğini öngörüyor: "Yılın sonuna yaklaştıkça rublenin genellikle zayıfladığını hatırlamalıyız. Bu mevsimsel bir etken olarak düşünülebilir. Birçok Rus vatandaşının tasarruflarının değerinin düşmesini önlemek için yılın bu döneminde ABD doları almaya karar vermelerinin nedeni de budur. Aynı fenomen bu yıl da gerçekleşecek ve ABD'deki büyük olasılıklı faiz artışı tarafından daha da güçlendirilebilir. FED faiz artırımının boyutu muhtemelen oldukça sınırlı (25 baz puan civarında) olacak ve bu, piyasada şimdiden kısmen fiyatlandırılmış durumda. Esas söz konusun olan, merkez bankasının 2017'de faiz oranlarının normalleşmeye gidişini hızlandırıp hızlandırmayacağı, ABD ekonomisinin ve enflasyon tahminlerinin global görünümü dikkate alındığında, bu olası görünüyor. Bu durumda ruble için daha büyük bir devalüasyon beklenebilir.

"OPEC ülkeleri arasında olası bir anlaşma da Rus parasının evriminde önemli bir rol oynayabilir. Gerçekten de Brent ile ruble arasındaki pozitif korelasyon son derecede güçlü (2014 Şubat'ından şimdiye kadar -0,98). Ancak şimdilik, 2016 Kasım sonu için planlanan OPEC toplantısının sonucu oldukça belirsiz ve bir anlaşma olsa bile, yılsonuna kadar petrol fiyatlarında önemli ve kalıcı bir artış görülmesi pek olası değil. Bu nedenle, rublenin bir sıçrama yapma potansiyeli, bizim görüşümüze göre oldukça sınırlı."

Orta Doğu: Türkiye'de daha fazla parasal genişleme için kapı açık

Saxo Bank Makro Ekonomi Müdürü Christopher Dembik Türkiye hakkında da şunları söyledi: "Piyasa beklentilerinin tersine Türkiye Merkez Bankası, 2016 Eylül enflasyon rakamları tahmin edilenlerden daha iyi olmasına rağmen (TÜFE konsensüse göre %0,70'e karşı %0,18'e ulaştı), faiz oranını değiştirmedi. Mevcut durum doğrudan, -sermaye akışlarını ve Moody's in ülkenin kredi notunu düşürme kararını güçlendiren- ABD dolarının güçlenmesiyle bağlantılı. Ancak bu, Türkiye Merkez Bankası'nın tekrar harekete geçmesi öncesinde sadece bir an meselesi. Üçüncü çeyrekte beklenen, başarısız darbe girişimi, Eylül'deki uzun resmi tatilin neden olduğu zayıf GSYH büyümesi ve önceki yıllara kıyasla daha düşük enflasyon, Kasım'da merkez bankasının yeni bir icraatını tetikleyebilir. Bir repo faizi indiriminden önce (şu anda %7,5), koridorda (üst bantta yeni bir indirimi içeren) bir dolanma daha mümkün."

*RİSK UYARISI:

2018 yılı 2.çeyrek dönemi itibariyle kâr eden müşteri oranı %26,21 zarar oranı: %73,79'dır. Forex piyasası kaldıraçla çalışan bir yatırım piyasasıdır, dolayısıyla yüksek seviyelerde risk içerir. Kazanç fırsatı sunduğu gibi, ciddi kayıplara yol açabilir. Yatırdığınız tutarı kaybetmenize neden olabilir. Forex, her yatırımcı için uygun bir piyasa olmayabilir. Piyasanın içerdiği riskleri tam olarak anladığınızdan emin olunuz. Kaldıraçlı işlemlerde kaldıraç oranı azami 10:1 olarak uygulanır. InvestAZ Menkul Değerler A.Ş. ürün ve faaliyetleri ile etkinliklerinden sizleri haberdar etmek için iletişime geçebilir.